FELSEFEMİZ

Bizler, GAYA kurucu ve çalışanları, Gaia felsefesinde olduğu gibi yaşadığımız dünyanın bir ruhu olduğuna ve tıpkı insan bedeninin bütünlüğü gibi Dünya'nın da tek bir yaşayan organizma olduğuna inanıyoruz. Bu felsefe doğrultusunda Dünya'yı oluşturan tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, toprak ve suların, bitki ve hayvanların ve tüm bunlarla beraber insanların aynı yaşayan bütünün parçaları olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, tüm insanlığın birarada barış ve refah içinde yaşaması gerektiğini, bu yaşantıyı sürdürürken de doğa, diğer canlılar ve kaynaklarla uyum içinde olunması gerektiğini düşünüyoruz. Herkesin doymadığı bir dünyada kimsenin tok ve güven içinde olamayacağına, herkesin eğitimli olmadığı bir dünyada cehaletin sonuçlarına en eğitimli olanların bile katlanmak zorunda olduğuna inanıyoruz. İnsanoğlunun hayatını sürdürürken ve hatta gelişirken, doğaya, diğer türlere saygı duyması gerektiğini ve doğal kaynaklar ile çevrenin kullanımında denge, temizlik ve geri kazanım ilkelerine uyulması gerektiği kanısındayız. Bizler bu düşüncelere sadece felsefe olarak değil aynı zamanda iş ve eylemlerimizin çıkış noktası olarak bakıyoruz. Sadece sözde ve düşüncede bir sahiplenmeyi değil, yaptığımız tüm proje, araştırma ve eğitimlerimizde bu felsefeye uygun çalışıyor ve bu dünya ortaklığı konusunda insanları eğitmeye ve bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Felsefemizin ana hatları şunlardır:

 

Çevreye İlişkin:

 

  • Dünyamızdaki kaynaklar sonsuz değildir, bu bilinçle kullanılmalıdır.
  • Yenilenebilir kaynaklar kullanıldıkça mutlaka yenilenmeli, diğer kaynaklar ise ısraf edilmeden kullanılmalıdır.
  • Doğal kaynaklar kullanılırken, bu kaynakların sadece insanların değil, tüm canlıların ortak malı olduğu unutulmamalıdır.
  • Öncelikle, temiz, yenilenebilir ve çevreye duyarlı kaynaklar tercih edilmeli, bu kaynakların yetersizliği durumunda diğer kaynaklar çevre ve doğa ile ilgili her türlü önlem alınarak kullanılmalıdır.
  • Dünya yaşayan bir organizmadır, herhangi bir yerdeki problem, kirlilik veya afet dünyanın geri kalanını da ilgilendirir ve kısa sürede etkiler.

 

İnsana İlişkin:

 

  • Dünya üzerinde yaşayan her insan, dünyanın anlamlı bir parçasıdır; her insanın yaşamını sağlıklı devam ettirebilme, eğitim, çevre, beslenme ve barınma gibi ihtiyaçlarını insani ölçülerde karşılayabilecek kaynak ve olanaklara kavuşma hakkı vardır.
  • Dünyadaki her insan doymadığı sürece kimse tok ve güven içinde olamayacaktır. Herkesin eğitimli olmadığı (en azından asgari/ortalama eğitimi alamadığı) bir dünyada cehaletin sonuçlarına en eğitimli olanlar bile katlanmak zorunda kalacaklardır.
  • Kültür, tanımı gereği, doğal kaynakların insan eliyle kullanımı, üretimi ve tüketiminden oluşan birikimdir. Yani doğanın verdikleri üzerine insan topluluklarının hayatları boyunca katkılarıdır. Bu tanımdan yola çıkarak kültür, doğal kaynaklar ile bağlantılı ve insanoğlunun çeşitli coğrafya, iklim ve yerleşim koşullarında, farklı bilgi ve görgü düzeylerine göre yaşama tarzlarıdır. Dünya üzerinde doğa, kaynaklar, iklimler ve coğrafya nasıl farklılık gösteriyor ise, buralarda yaşayan insanların oluşturduğu yaşama biçimleri; yani yemek, müzik, resim, alışveriş, iletişim ve giyim gibi pek çok unsuru içeren kültürler de doğal olarak farklılıklar gösterir. İnsana saygı, insanın yarattığı yaşam biçimlerine, kültürlere ve doğal olarak bunların arasındaki farklılıklara da saygıyı içerir. Fark ve farklılık bir sorun değil tersine bir zenginlik kaynağıdır.
  • İnsanoğlunun dünyadaki yaşantısı bir birlikte varolma sürecidir. Diller, dinler, ülkeler ve kültürler farklı olsa da aynı dünyayı paylaşmaktayız. Doğal kaynaklar, milli sınırlarla bölünmüş olsa da dünyanın ortak kaynaklarıdır ve hiçbir surette insanlığın ortak gelişimi, refahı ve iyiliği dışında kullanılmamalıdır. Birlikte varolamazsak, birlikte yok olacağımız unutulmamalıdır.

 

Bilgiye İlişkin:

 

  • Buğdayı ekmek yapan, yağmuru içme suyuna çeviren, rüzgarı elektriğe dönüştüren, demiri su üstünde tutan bilgidir. Bilgi, dünyadaki tüm üretimlerin temel girdisi, bilinci ve kaliteli tüketimin de olmazsa olmazıdır.
  • Bilgi, akıl ve sağduyuya uygun olduğu sürece yararlı, kuvvet ve irade ile desteklendiği sürece uygulanabilir ve güzellik ve estetikle beslendiği sürece sanatsal ve mükemmeldir.
  • Bilgi, mevcut deney(im)lerin sonucu değil, yeni deney(im) lerin başlangıcıdır. Bir sonu, donmayı, kabullenme veya değişmezi değil, bir başlangıcı, sürekli değişimi, sınamayı ve arayışı ifade eder.
  • Bilgi, sahip olup saklanınca değil, üretilip paylaşılınca güç ve gelişme sağlar.

 

Yönteme İlişkin:

 

  • Plan, proje, araştırma, uygulama ve değerlendirme gibi tüm çalışmalarda 5N + 2K sorularının cevabı verilmelidir. Ne, Nerede, Ne Zaman, Nasıl, Neden yapılacak, Kim(ler) yapacak, Kim(ler) yararlanacak ve Kaça mal olacak?
    • Ne = amaçlar, hedefler, beklentiler
    • Nerede = alan, sınır/boyut, coğrafi-kültürel özellikler
    • Ne Zaman = Zaman tablosu (doğru zaman, zaman akışı hız ve kontrol)
    • Nasıl = Yöntem, metodoloji, üslup, araçlar, faaliyetler
    • Neden = Sorun tespiti, gerekçe, mantıksal çerçeve
    • Kim = Ekip, uzmanlık - Kim İçin = Hedef kitle, yararlanıcılar, paydaşlar
    • Kaça = Bütçelendirme, fizibilite
  • Seçilen yöntem mutlaka ulaşılmak istenen amaca yönelik ve temel felsefe ile uyumlu olmalıdır. Kalkınma, gelişme, değişim gibi projelerde maliyet hesabı yapılırken bütçe kadar "neye rağmen" de dikkat edilmelidir. Amaca giden yolda her tür araç mübah olmadığı gibi, çevreye, doğaya ve insana rağmen, yani onları hesaba katmayan ve yararına olmayan bir gelişme ve kalkınma da uzun vadede mümkün değildir.
  • Her insan, kendi çevresi, gelişimi ve yaşantısını ilgilendiren konularda seçme ve katılma hakkına sahiptir. Kişi veya gruplar, hatta toplumlar adına, onların katılımına açık olmayan süreçler kullanarak karar vermek ve uygulamak, alınan karar her ne kadar "iyi" ve "doğru" olarak düşünülse bile uzun vadede geçerli ve kabul edilebilir değildir.
  • Sorunun parçası olan tüm taraflar, çözüm sürecinin de parçası haline getirilmedikçe o sorunun çözülebilmesi ve çözümün üzerinde mutabakat sağlanması mümkün değildir.
  • Kazan-Kazan yaklaşımı ve uzlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü temel ve ilk başvurulması gereken yöntemdir.